dincerkaratepe.sitemynet.com
ANASAYFA
. . . . . . . .
. . . . . . . . . . .

ANASAYFA

Tüm sayfayı tam olarak görebilmek için tıklayınız :
http://dincerkaratepe.sitemynet.com/dincerkaratepe/

eser.jpg











Utandım çocuk...

Taner Yenidoğan

Beni anlatan bir film yapmışsın . Kızgınım, utanç içindeyim. Sana değildir kızgınlığım. Filmdeki Mustafa'dan da utanmış değilim. Başaramamışım, bundandır utancım. Komutam altında, bu vatan için kanını akıtan Türk askerlerinden utandım. "Özgürlük" demiştim, benim karakterimdir.. "Bilim" demiştim,

tek yol göstericidir. Sen, "Karanlıktan korkardı" demişsin benim için. Korkardım evet. Bu ulusu boğmak isteyen karanlıklardan çok korktum. Ama insaf be çocuk, korkup da kaçmadım ya. Söküp atmadım mı o karanlığı bu ülkenin üzerinden? Diktatör demişsin bir de. Hiç okumadın mı çocuk? Nerde benim nesilleri emanet ettiğim öğretmenler? Anlatmadılar mı sana? Başkomutan olarak cepheden cepheye koşarken, ve bütün kararları tek başıma alabilecekken neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur mu? Ah be çocuğum. Neden, nasıl düşman ettiler seni bana? Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel şeyler yazmışsın bugüne kadar. Belli ki, Çalışkansın, zekisin. Kara cüppeleri ile milletin ümüğüne çökmüş olan yobazları çok iyi anlarım da çocuk, seni anlayamıyorum. Onlar zaten hiç sevmedi beni. Yüzyıllardır süren iktidarlarını çekip almıştım ellerinden. Sevmeyecekler beni elbette..

peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara kalplilerle?



Dedim ya, sana değil kızgınlığım. Başaramamışım. Anlatamamışım demek ki özgürlüğün kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu özgür bireyi olmanın ne büyük bir nimet olduğunu.

Yazık olmuş, onca vatan evladının kanına, onca ananın göz yaşına. Veremem ki şimdi hesabı, ne o gencecik bedenlere, ne de o gözü yaşlı analara.

"Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan?" derlerse,

"bu nesiller miydi, ölen evlatlarımızın kanıyla kurduğun ülkeyi emanet ettiğin?" diye sorarlarsa ne derim ben onlara be çocuk?



Olmadı be çocuk... olmadı.







kitap.jpg









Ne korkuyorsun uyanıp geceleri / Ölüm, yaşayacağını yok edebilir / Yaşadığını değil

diyen

Türkçe'nin en büyük şairi

Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik ...

Dağlarca'nın boşluğu kolay dolmayacak...

"Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı..."

Fazıl Hüsnü Dağlarca



















Anlamaya yönelik bakılmazsa hiçbir şey göremezseniz !...



Yaşamak sadece nefes almak değildir !...




İnsan olmakla nefes alıp yaşamak arasındaki fark AKIL ve BİLGİ'dir...



Kötü insan yoktur, cahil insan vardır !...









Düşünmeyen tutucudur.
Düşünemeyen aptal.
Düşünmediğine aldırmayan ise köle...

































Bilgi çağının insanı düşünen, olayların nedenini sorgulayabilen ve sorunlara çözüm getirebilen, yaratıcı düşünce yeteneğini uygulamaya geçirebilendir.

Olayları kalıp düşüncelerle değil, yaratıcı düşüncelere sahip olarak çözebilendir !...



Hastalığı iyileştiren de, mutsuzluğu mutluluğa çeviren de zihindir


İnsan ancak düşüncelerini yükseltmekle yükselir...


Kapalı bir zihin ölmekte olan zihindir








_i_ek.jpg








yaşamda sadelik ;

düşüncede görkem !...









Hangi konuda olursa olsun, başarılı olmak için okumak, çok okumak gerekir !...


kitapll.jpg

SkyTürk televizyonunda Serdar Akinan'ın programına (Anlamak İçin) 28 Mayıs 2008 tarihinde konuk olan Prof. Ünsal Oskay'dan ilginç sözler :

Artık hapishanelere gerek kalmadı.
Öylesine bir hayat tarzını bize benimsetti ki modern toplum son 50 yıldır...
Denetimi artık sistem kendisi yapmıyor.
Bize öğrettiği yaşama üslubunun içerisinde, denetimi kendimiz yapıyoruz.
Eskimeyen ayakkabımızı ikinci sene giymek istemiyoruz. Üç yıllık buzdolabını değiştirmek istiyoruz.
Konu-komşudan uzaklaşıyoruz.

Hayat, acımasız bir şekilde, insanların birbirini yargıladığı bir yarışma halinde geçiyor. Parayla satın alınabilen statü simgeleri; iyi ev, iyi ayakkabı, yeni araba...
Sistemi eleştiren bir iktisat hocası bile televizyona çıktığı zaman pahalı bir kravat takmak zorunda.

Sistem, nereye kaçarsanız kaçın, kendisini yeniden üretmek için bizi ücretsiz iş gücü olarak kullanıyor.

Müzik, ortalama beğeniye indi.

Başka türlü bir toplum inşa edildi.

Peki insanların yarışacağı başka alanlar yok mu? Ayakkabı eskimemiş, evde de 15 tane var. Peki neden yenisini alıyoruz?

O zaman ne oluyor, 40 yaşında ülser, 50 yaşında kanser !

Ama ayakkabılar burada kalıyor...

Bir de kim kalıyor biliyor musunuz; sistem. Sistem, yeni ülserler, yeni kanserler yaratmak üzere yeni malzemeler buluyor.



Günümüzün tapınakları artık televizyonlar ve alış-veriş merkezleri. Buralarda dini bir ritüel gerçekleşiyor aslında. Başarılı bir insan olduğunu ancak buralarda hissedebiliyorsun.

Sevsen de böyle, sevmesen de böyle... Don alacaksın, fistan alacaksın ama 40 tane dükkan geziyorsun. İrrasyonel, gerçek dışı bir hayat bu...

Rasyonel olan bir şey var; insanları çok iyi kullanan, hem de ücretsiz bir emek olarak kullanan modern toplum.

Sistem kendini yeniden üretiyor ve bu da para yoluyla oluyor. Çünkü para etmeyen bir şey, değer taşımıyor.

Tarihi bilmeyen, sosyoloji bilmeyen iktisatçı bir b.ka yaramaz... Oturun biraz okuyun yahu !

Biraz okuyun yahu !...

Biraz okuyun !

Biraz...

Okuyun...

kitpok.jpg

















eser.jpg
















HAYAT...

Gidene kal demeyeceksin. ..
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,yoksa değersiz olan hep
sen olursun...

Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..

Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayat ı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.

NIETSZCHE






Amado Mio...















Yaşamda sadelik,

düşüncede görkem...


BASİT YAŞAMAK


Basit yaşayacaksın.

Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.


Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
seni seviyorum gibi.


Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.

O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en değerli kağıdın;

hep yanında taşıdığın,
atmaya kıyamadığın.

İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman
ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak
sıcacık kollara dolanman
ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.

Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.

Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.

Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;

ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana

en ucuz aşk romanını.


Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.



Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.

Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.

İskender'in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.

Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana

kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir
fa diyezin mutluluğunu.

Makyajın ilk a sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün


Bilmiyorum diyebileceksin bilmediğinde
ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.

Tek dereden su getirmen yetecek,
bir istemiyorum diyebilmeye.


Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.

Saatin, sadece saati gösterecek;

Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.

Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.



Basit yaşayacaksın, basit.

Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi



basit...



düş hekimi yalçın ergir







yaşamda sadelik,

düşüncede görkem....



Mal varlığınız değil, kültür varlığınız nedir ?


Şarkılarım senindir









Yağmur...








deniz kokusu...

deniz_kokusu.jpg




vapur.jpg

şimdi İstanbul'dan uzaklarda,
İstanbul'u yaşamak ne kadar hoş,
al başını deli düşünce atlar gibi başıboş...

ist.jpg

öyle hasretim ki sana İstanbul sanki yüzlerce yıldır ayrı kalmış gibiyim...















Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür

Kültür;

okumak,
anlamak,
görebilmek,
görebildiğinden anlam çıkarmak,
ders almak,
düşünmek,
anlama yeteneğini eğitmektir."

Mustafa Kemal ATATÜRK (1936)


_izgi.gif

kitaplar_1.gif

İyi bir kitap

içimizdeki donmuş değerleri

parçalayacak balta olmalıdır !...

kitaplar ve okumaya dair

kitapp.jpg

Eğer kitap okumuyorsanız, yaşamdaki bir çok şeyi ıskalıyorsunuz demektir !...




"Biz daima gerçeği arayan

ve onu buldukça,

bulduğumuza inandıkça,

ifade etmeye cesaret eden adamlar olmalıyız."

Mustafa Kemal ATATÜRK





Her zaman ve her şeyi sorgulamalıyız... Sorgulama gelişimin ilk basamağıdır.

Yaşamdaki tek yol gösterici bilimdir. Bilimin süzgecinden geçmeyecek, bilimsel yöntemlerle ele alınmayacak tek bir olgu ve süreç yoktur !...




İlgisiz ve bilgisiz bireylerin oluşturduğu toplumlar çürümeye mahkumdur !...

Daha iyi bir gelecek için yalnız gerçeğe ihtiyaç var !...

Dünya; kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey
yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.



aycicegi4.jpg







Bilgi insanın varoluş nedenidir, bilgisizlik ise yokoluştur !...

Kendimi nasıl geliştirmeliyim,nasıl aşabilirim sorularını sorduğumuzda yaşantımız daha da zenginleşecektir...


Ancak bilgelik sayesinde insanoğlu insanlığını koruyabilir...





Ham, pişkinin halinden anlamaz, o halde sözü kısa kesmek gerek...

Mevlana


Sorrow




KAYBETTİKLERİMİZ !...

İnsanoğlu bir gün virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı.

Noktayı kaybetti: Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları.

Ünlem işaretini kaybetti bir gün de: Sevincini, öfkesini, bütün duygularını yitirdi.

Soru işaretini kaybetti bir başka gün: Soru sormayı unuttu, herşeyi olduğu gibi kabul eder oldu.

İki noktayı kaybetti bir başka gün: Hiçbir açıklama yapamadı.

Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece tırnak işareti kalmıştı.
"İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca"






Büyük adam olmaya lüzum yok, sadece adam olalım yeter.

Albert Camus


Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir

Sokrates

_izgi.gif

Biz, arzulanana değil; arzulamanın kendisine aşığızdır...

Nietzsche

_izgi.gif

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...

Mahatma Gandhi

_izgi.gif

İnsan, mutluluğun en büyüğüne, ancak öteki insanlara iyilik yapmakla kavuşabilir

Çiçero

_izgi.gif

Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiç bir şeyi olmayandır

Schopenhauer

_izgi.gif

İmkansızlık yalnız sersemlerin sözlüğünde bulunan bir kelimedir

Napoleon

_izgi.gif

Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar

Goethe

_izgi.gif

Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur

Hyman Rickover

_izgi.gif

Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz

Andre Gide

_izgi.gif

Hayattaki gerçek mutluluk yüce olduğunu kabul ettiğiniz bir amaç için var olmak, doğanın bir gücü olmak...

Bernard Shaw

_izgi.gif

Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olmak bile zafer sayılır

Xsentos

_izgi.gif

HİÇ SEVMEDİM !...












nostalji...

Chubby Checker - Let's Twist Again

Medley - Frank Sinatra & Dinah Shore

Baby Its Cold Outside Doris Day & Bing Crosby

Andy Williams - Moon River (1961)

Sanremo 1969 Milva-Un Sorriso

Salvatore Adamo - Medley 1969

Nicola Di Bari "Il cuore è uno zingaro"

Terry Jacks - If you go a way

Alain Barriere & Noelle Cordier - Tu T`en Vas

Terry Jacks - Seasons In The Sun

Jeane Manson - Avant de nous dire adieu

Dalida

Amii Stewart - Knock On Wood

Toto Cutugno L`Italiano

Mort Shuman - Sorrow

l'oiseau et l'enfant Marie Myriam

















ANLAR

Eğer yeniden hayata başlayabilseydim,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
İlkinde olmadığım kadar neşeli olurdum,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik asla sorun bile olmazdı.
Daha fazla risk alırdım hayatta.
Daha fazla seyahat ederdim...
Daha çok güneş doğuşunu izler,

Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehirde yüzerdim.
Daha çok görmediğim yere giderdim.
Daha az bezelye ve doyasıya dondurma yerdim,
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Elbette mutlu anlarım oldu ama,
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
Hayat budur zaten:
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın.
Her yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Eğer hayata yeniden başlayabilseydim,
Yanımda hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atar.
Ve sonbahar bitene kadar çıplak ayaklarla yürürdüm.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım daha olsaydı, eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum...

Jose Luis Borges














cizgi.gif

adige.jpg

Kabardey - Azmi Toguzata

ad_ge.jpg

Si Albina - Azmi Toguzata

cizgi.gif























ankara1.jpg

Ankara

seninle güzel Ankara...



cizgi.gif



SOLDIER OF FORTUNE - (Deep Purple)

have often told you stories
About the way
I lived the life of a drifter
Waiting for the day
When Id take your hand
And sing you songs
Then maybe you would say
Come lay with me love me
And I would surely stay

But I feel Im growing older
And the songs that I have sung
Echo in the distance
Like the sound
Of a windmill goin round
I guess Ill always be
A soldier of fortune

Many times Ive been a traveller
I looked for something new
In days of old
When nights were cold
I wandered without you
But those days I thougt my eyes
Had seen you standing near
Though blindness is confusing
It shows that youre not here

Now I feel Im growing older
And the songs that I have sung
Echo in the distance
Like the sound
Of a windmill goin round
I guess Ill always be
A soldier of fortune
Yes, I can hear the sound
Of a windmill goin round
I guess Ill always be
A soldier of fortune














BÜLENT ORTAÇGİL


b.orta_gil.jpg

bo2.jpg

bo5.jpg

bo6.jpg

bo.jpg

bulentortacgil.jpg

bo3.jpg











degirmenler.jpg

donki_ot.jpg

cizgi.gif


























NOSTALJİ






























Giorgos Dalaras - Exo enan kafene

Yüzünü dökme küçük kız !...



















Olmasa mektubun...

Ola se thimizoun











Denizi seviyorum !!!

masmavi_deniz1.jpg

k_zkulesi.jpg

deizz.jpg

manz.jpg




























eyfel.jpg

I Love Paris


sorucevap.com : Bilim ve Kültür

kitapyurdu: kitap - Atatürk'ü Doğru Anlamak - Prof. Dr. Sezgin ...

idefix - Video CD - Özgürlük Çığlığı -

kitapyurdu: kitap - Atatürk'ü Doğru Anlamak - Prof. Dr. Sezgin ...

Akşam Gazetesi - Saygının fotoğrafı

Beyazperde

FotoKritik - dinginlik... fotoğrafı

Radikal-çevrimiçi / Cumartesi / AŞKIN DANSI

ASA-HABER-TURK GUNESI

sorucevap.com : Edebiyat

Fatih Altaylı ile TEKETEK

bilgivekulturyarismasi.sitemynet.com

http://www.guvercinevi.net/haberler_Y.asp?id=4225&t=siyaset

SE LE MOJA LA CANOA

Sade - The Sweetest Taboo












EZGİNİN GÜNLÜĞÜ

Bahçedeki Sandal

Ellerimiz

Yaralı Kuş

Kıyısız Deniz

Gemiler Gibi

Eksik Bir Şey

Mutlu Olmak Varken

Mutlu Aşk Vardır

Yalgızam















DÜNYANIN EN BÜYÜK AŞKI

Kral 8. Edward ile Madam Wallis Simpson

kral8.edwardilewallissimpson.jpg

simson.jpg

20. yüzyılın ilk büyük aşkı



Wallis Warfield (1896-1986) Amerikalı köklü bir ailenin kızıydı. 1916'da Amerikalı bir havacıyla ilk evliliğini, 1927'de İngiliz Ernest A. Simpson ile ikinci evliliğini yaptı. O sırada Galler Prensi ünvanını taşıyan Edward'la Londra sosyetesinde tanıştı. Birbirlerine aşık oldular. Edward Ocak 1936'da Kral oldu. Wallis ise sevdiği adamla evlenebilmek için Haziran 1936'da boşanma davası açtı. Ancak iki kere boşanmış bir Amerikalı kadınla evlenmesinin mümkün olmadığını bilen 8. Edward, Aralık 1936'da tahttan feragat etti. Tacını kaybettikten sonra Windsor Dükü ünvanını alan Edward, 3 Haziran 1937'de Fransa'da yakın dostu Charles-Eugene Bedeaux'nun şatosunda sevdiği kadınla evlendi. Çiftin macerası, 20. yüzyılın en büyük aşklarından biri olarak çok konuşuldu. Edward 1972'de, Wallis ise 1986'da öldü.

hrk.bayrak_4.gif

ata_siluet2.jpg



























Özgün fikirler siz onları kışkırtmadıkça asla ortaya çıkmazlar...



Cogito ergo sum

Düşünmek insanın en eski alışkanlıklarındandır.
İnsan insan olmaya başlarken düşünmeye başlamıştır.
Düşünmek insan için bir zorunluluktur.

İnsan olabilmek için düşünmeyi bilmek,düşünebilmek gerekir.

İnsan denilince düşünce,düşünce denilince insan akla gelir.

Düşünce insanın en önemli organıdır.
Kediye pençesi,balığa kuyruğu,file hortumu neyse insana düşüncesi odur.
İnsanoğlu bedensel açıdan hayvanlardan güçlü olmamasına karşın doğanın en güçlü varlığı olduysa,bunu yalnızca ve yalnızca düşüncesine borçludur.

Doğadaki tüm hayvanlar bazı organlarını kullana kullana geliştirdiler,bazı organlarını da kullanmaya kullanmaya körelttiler.

Düşünce insanın doğayla ve kendisiyle kavga ede ede kazandığı çok değerli bir yetisidir.

İnsanın bu yetisine artık gereken özeni göstermediği görülmekte.

Düşünmek pek çok insan için sıkıntıdır,külfettir,yüktür.

Evet ne yazık ki insanların büyük bir bölümü düşünmeyi sevmiyor. İnsanların büyük bir bölümü,çok uzun sürmüş bir çabanın sonunda kazandığımız düşünme yetimizi önemsemeden yaşıyor.

İnsanlar çok zaman kalıp düşüncelerle,kalıp davranışlarla yetiniyorlar. Düşünmeden yapmak çok yerde insana düşünerek yapmaktan daha kolay görünüyor.

İstiyorlar ki kendi adlarına başkaları düşünsün. Hem de iyi düşünsün.

Kimilerine göre düşünmek dünyanın en ağır işidir,beş dakika düşünmeye kırk kilometre yürümeyi yeğ tutan pek çok insan var.

Düşünmenin zorluğu duygusu insanı çabucak düşüncenin gereksizliği fikrine ulaştırıyor. Kimilerine göre düşünmek dünyanın en gereksiz işidir,insanı boş kaygılara,anlamsız sıkıntılara iter,hatta onu çıldırtır,dünyadan koparır,rezil eder.

İnsanoğlu çok zaman kendini bugünkü durumuna getiren şeyin düşünce olduğunu unutmuş gibidir...

Düşünce insanın temel özelliği olduğuna göre, insanın düşünceden korkması kendinden korkması demektir,insanlığından korkması demektir.

Düşünceden korkan insanın durumu,kuyruğunun gölgesini görünce sıçrayan kedinin durumuna çok benzer.


Düşünmeden yaşamak,yaşama bilinçsizce katılmaktan hatta iğreti yerleşmekten ya da yaşamda sürüklenmekten başka bir şey değildir.














Freedom











mum.jpg

GENEL KÜLTÜR BİLGİ YARIŞMASI BÖLÜMÜ












papatya.jpg

Boynu bükük bir papatya olduğuma bakıp da
senden vazgeçtim sanıp
sakın aldanma
yedi kat yerin altından örgütlenip,
takılıverdim saçının arasına..

kuslar.jpg







HAFTANIN YAZILARI :



ESKİTİLMİŞ ÖMÜRLER

Mine Kırıkkanat (Vatan - 23 Temmuz 2008)

Sokaktaki meşum gürültü, ses belleğime tanıdık bir ürperti olarak yansıdı. Koşup tüm pencereleri kapattım. Dışarı baksam, ne göreceğimi biliyordum: Sokakları ilaçlıyorlardı. İçim, acı bir gülümsemeyle buruştu. Sinekleri öldürmek uğruna, zaten taşıtların zehirlediği havayı soluyan insanları, birazcık daha zehirlemek gerekiyordu. Demek. Tıpkı kanalizasyon karıştığı için kirlenen şehir sularındaki mikropları öldürebilmek için klorla zehirleyerek, birazcık da insanları zehirlemek gerektiği gibi. Demek. Ya da arıtmadan denize akıtılan sanayi atıklarıyla zehirlenen denizden avlanan balıkları yiyen insanların DA biraz zehirlenmesi gibi. Demek.
Temizlik için kullanılan deterjanların, çamaşır sularının zehirlediği sularla beslenen sebzelerin, meyvelerin tarım ilaçlarının, dönüp dolaşıp insanların kanına karışması, acaba neyin rövanşıydı?

Ortak budalalığın mı, yoksa vurdumduymazlığın mı?


Pencerelerin ardında boğuklaşan, aşina sese çevirdim dikkatimi yeniden. Ben bu gürültünün aynısını bir sinema filminde duymuştum, ama hangisinde? Belleğimin tarama motoru sessizce çalışırken, dalıp gittim, ilgisiz ve afaki konulara. Belki de ASIL konuya: Varsılın ve yoksulun, sorumlunun sorumsuzun, suçlunun suçsuzun, sorunları yaratanlarla çözmeye çalışanların ayırt edilmeksizin aynı potada eritildiği, aynı çevreyi paylaştığı, çünkü aynı zehirli havayı soluyup, aynı zehirli sularda yıkandığı aynı zehirli topraklardan beslendiği, aynı acınası ve çözülemez kader ortaklığını düşündüm.

Öyle bir kader ortaklığı ki bu, temelindeki hata, suç ve budalalık zincirine dahil olmak gerekmiyor. Aktörlerden ya da etkenlerden birinin sorumsuzluğu ya da cehaleti, hiçbir sorumluluğu olmayanın yaşam fayını da tetikliyor.

Varılan noktada, sorumluluğu olmayan var mı gerçekten? Hayır, yok. Kimi tepkisizlikle paylaşıyor suçu, kimi kaçarak. Oysa bu Rus ruletinin sonunda, kimse kaçamayacak. Çünkü soluduğumuz hava, musluklarımızdan akan su, beslendiğimiz toprak, ortak!



Türkiye'de belki de kimse hesap vermediği için kendi kendisine, başkasına da hesap sormuyor.



Kimsenin aklına gelmiyor ki, GERÇEK haşere mücadelesi, insanların soluduğu havayı da zehirleyerek yapılmaz. Önce, o iğrenç ve pis kokulu çöp arabaları yıkanır. Hem de her gün. Sokaklardan önce çöpçüler temizlenir, çöpçülere temiz giysiler verilir. Hem de her gün. Önce, çöp fabrikaları kurulur.

Bugün çöplüklerden geçimini temin eden insanlar, o fabrikalarda istihdam edilir. Çöpler bu fabrikalarda ayrıştırılır, bir bölümü kâğıt olarak geri döner, bir bölümü plastik olarak. Gerisi de fabrika fırınlarda yakılır. Elde edilen enerji, bir semtin, iki semtin ısıtılmasına, ışıklandırılmasına yarar. Önce bataklıklar kurutulur. Dereler, sokaklar temizlenir. Atık sular arıtılır.

İşte o zaman, sivrisinek ve sinekleri öldürmek için, insanların soluduğu havayı zehirlemeye gerek kalmaz.

Gecekondulara tapu verilmez, tapu verilmeyene ikametgâh belgesi verilmezse, su kaynaklarına kanalizasyonları akıtanlar, dere yataklarını tıkayanlar, seçme ve seçilme hakkını kullanamazlar.

Oy kullanamayan cahil kurnazlık, havamızı, suyumuzu, yediklerimizi zehirleyen zihniyeti, kendisine benzeyeni seçemez başımıza.

Toprağın her boşluğuna yeni bir gökdelen dikilmez ve halihazırı kaldıramayan kanalizasyonlara yeni yük bindirilmez. Altyapısı olmayan yerleşkeye, üstyapı kondurulmaz. Böylece caddeler ve sokaklar da b.k kokmaz.

İşte o zaman, tükenmiş barajlara basılan kanalizasyon sularını arıtmak, musluklarımızdan kloru suyundan fazla sıvı akıtmak gerekmez.

Tabii ki bütün bunlar hayal ve rasyonelleşme sürecine kadar, daha çoook insan kanser olacak. Kurtarılmış sanılan bölgelerde yaşayan, sağlığına pek dikkat edenlerin ardından, Ayol ne sigara içerdi, ne içki! diye şaşılacak.

Çünkü hava ortak, su ortak, toprak ortak ve hepsi zehirleniyor yavaş yavaş.

Pencerelerin ardında uzaklaşan meşum sesi hatırladım. Yeşil Güneş filminde, insan etinden yapılan protein tabletlerine hücum eden kalabalığı yaran ve topladıklarını fırınlara taşıyan zırhlı kepçelerin gürültüsüydü, tıpkı.








EUROVISION

Yılmaz Özdil (Hürriyet - 27.05.2008)

Rusya
Ukrayna
Yunanistan
Ermenistan

Norveç
Sırbistan
Türkiye
Azerbaycan
İsrail
Bosna.

Eurovision'un ilk 10'u böyle.

Deniyor ki:
"Komşu komşuya oy verdi..."

Yanlış.

Komşu komşuya oy verdiyse, İspanya, neden Portekiz veya Fransa yerine, Romanya'ya 12 puan verdi? Portekiz, neden İspanya yerine, 12 puanı Ukrayna'ya verdi? Fransa, Hollanda, Belçika ve Yunanistan, komşu olduğu için mi Ermenistan'a 12 verdi? İsrail, komşu olduğu için mi Rusya'ya 12 verdi? Almanya'nın 10'u bize, 12'si Yunanistan'a... Komşu mudur?

Peki nedir?


AB çökmüştür!


İlk 10'a bakın...

Bir tane AB üyesi ülke yok.

"Yunanistan var" derseniz...

Ben de size, "İlk 4'e biraz daha yakından bakın" derim...

4'ü de Ortodoks!

İlk 10'da 5 Ortodoks, 3 Müslüman, 1 Evanjelik, 1 Musevi var.

Hani, Katolik Avrupa?

*

Kabul edilse de, edilmese de, ulus devletleri tespih gibi etrafına dizen Rusya'nın borusu ötüyor AB topraklarında... Siyasi, ekonomik, nüfus ve nüfuz olarak, gerçek bu.

*

Bize gelince...

*

Sınırlarını korumak için Mehmetçik gönderdiğimiz, liman sattığımız İsrail'den "sıfır" aldık... "KKTC size feda olsun" dediğimiz Kıbrıs Rumu'ndan "sıfır" aldık... "Hepimiz Ermeniyiz" dediğimiz Ermenistan'dan "sıfır" aldık... "Dostum Kosta" dediğimiz, banka sattığımız Yunanistan'dan "sıfır" aldık... Medeniyetler İttifakı yaptığımız İspanya'dan "sıfır" aldık...

Saftirikliği bırakmanın zamanıdır.









DEMOKRASİ - KAKOKRASİ

Öztin Akgüç (Cumhuriyet - 11.05.2008)

Kakokrasi sözcüğünü, kavramı ilk kez, 1950'li yıllarda anayasa hukuku hocamız rahmetli Prof. Dr. Bülent Nuri Esen'den duymuştum. Demokrasi etiketi altında, tek adam yönetimine, isteğince (keyfi) yönetime, baskıcı bir yönetime, hukuk devletinden uzaklaşmaya karşı hocamız tepkisini kakokrasi sözcüğü ile dile getirmişti. Kakokrasi bir kötüye sapmayı, sapıncı (dalaleti), bir kötü kullanımı, kötü uygulamaları, yönetimde pis kokuları, yozlaşmayı demokrasi etiketi altında gizlemeyi, saklamayı ifade ediyordu. Türkiye'nin siyasal düzeni demokrasi değil kokokrasi idi.

Hocamız bugünleri görse, günümüz düzenini nasıl nitelendirirdi? Kakokrasi sözcüğü bile hafif kalabilir. Demokrasiden bu denli çok söz edildiği bir ülkede, yarım yüzyılı aşkın bir sürede niçin, en hafif deyişle kokokrasiden demokrasiye geçilemiyor?

Gerçek demokrasi, bağımsızlığın, özgürce düşünmenin, özgür davranışın yerleşmiş olduğu toplumlarda yeşerebilir, yaşayabilir. Bağımlı, özgürce düşünemeyen, özgürce davranamayan toplumlarda "demokrasi" kimine göre bir özlem, kimine göre de bir alalama (kamuflaj) ya da kandırmaca olarak kalır.

Bizim gibi özgürce düşünemeyen, özgürce davranamayan, kendini mahalle baskısı dahil çeşitli baskılar altında hisseden, özgüveni eksik, ayartıya (iğvaya) çabuk kapılan, kolay yönlendirilebilen toplumlarda, ne yazık ki demokrasi, bir kabuk olarak kalıyor, lafta kalan göstermelik bir demokrasi olmaktan ileri gidemiyor.

Türkiye'de dinsel baskılar, tarikat cemaat ilişkileri, eğitim yetersizliği, ekonomik bağımlılık, insanımızın özgürce düşünmesini ve davranmasını engelliyor, dini baskıların ağır, dinsel egemenliğin hüküm sürdüğü toplumlarda, demokrasi olmaz. Laiklik, özgür düşünmenin, özgür davranışın, baskılara karşı tepki göstermenin temel taşıdır. Demokrasi, ancak laiklik temeli üstüne kurulabilir. Dincilerin niçin laikliğe karşıt olduğunu iyi anlamak gerekir. Laik toplumlarda dinciler kendilerine toplumda üstünlük sağlamalarına, baskı kurmalarına olanak veren tüm araçlarını yitirirler.

***

Dünyada gerçek anlamda demokrasi, demokrat ülke var mı? Sık sık bu köşede de yinelendiği gibi, günümüzde demokrasi, kapitalist düzeni siyasal açıdan meşrulaştırmanın alalamasıdır. Günümüzde, demokratik ülkeler olarak nitelendirilen ABD ve AB ülkelerinde, kapitalizme karşı siyasal partiler kurulsa bile, bu tür partilerin iktidara gelme olasılığı, olanağı yoktur. Halk desteği olsa bile yoktur. Bunlar baskıcı partiler olarak nitelendirilerek, gereği, bir şekilde yerine getirilerek yok edilirler. Örtülü faşizm, sermayenin egemenliği, demokrasi sözcüğünün ardına gizlenmektedir.

Günümüzde piyasa yerine planlamaya, özelleştirme yerine kamulaştırmaya, devleti küçültmek yerine, kamu harcamalarını arttırmaya öncelik veren, gerekirse bütçe açıklarının GSMH'ye oranını en azından yüzde 3.0'ün üstüne çıkarmayı hedefleyen bir ekonomik programı olan bir partinin iktidara gelmesine AB'de de izin verilmez. Böyle bir ekonomik programı olan parti, AB'nin ekonomik ilkelerine, kriterlerine aykırı bulunur. AB ülkeleri, normları, öngördüğü siyasal ve ekonomik düzen, ülke halklarının oyları ile de kabul edilmiş değildir. AB'nin anayasal düzenine ilişkin, Fransa ve Hollanda'da yapılan halkoylamanın sonuçları dikkate alınmamış, diğer ülkelerde halkoylamasına bile sunulmamıştır. Ülkemizde halkımızın büyük bölümünün AB yanlısı olduğu söylenir; ancak AB konusunda halkoylaması yapılmamıştır.

AB ülkelerinde sosyal demokrat partiler kuruluyor, zaman zaman iktidara da geliyorlar. Ancak sosyal demokrat partiler, kapitalist düzene karşıt değillerdir. Kapitalist düzene insancıl, toplumsal amaçlar, öğeler katmayı amaçlamaktadırlar. Ancak günümüzde sosyal demokrat partilerin, neoliberal partilerden ayrıldıkları noktalar giderek azalmakta, ekonomik uygulamalar birbirine benzemekte, sermayenin egemenliği korunmakta ve sürmektedir.

ABD sözde demokrat bir ülke; aslında katı bir kast düzenine dayanan, katmanları olan, insanlarının can güvenliğinin dahi olmadığı, faşist bir ülkedir. Sermayenin mutlak egemen olduğu bir düzeni, demokratik olarak nitelendirmek, bir kandırmaca, bir alalamadır.

Sermayenin egemen olduğu; dış güçlerin yön verdiği, dinci baskıların etkili olduğu, tarikat, cemaat bağlantılarının siyasal tercihlerde rol oynadığı, ekonomik açıdan bağımlı bir ülkede, demokrasi sözde, kâğıt üstünde kalır. Bu kurulu düzeni, kakokrasi sözcüğü ile betimleme de yetersiz kalır.







NİÇİN ALIŞVERİŞ YAPARIZ ?

Gündüz Vassaf (Radikal - 11.05.2008)

Alış veriş hastalık olabilir mi?
Evet.
Alkolik içkisiz duramaz.
Dostoevsky'nin Kumarbaz romanından çok iyi bildiğimiz gibi kumarbaz oyun oynamadan edemez. Sorun alkolde, kumarda değil, kişinin bağımlı olmasında. Her içen alkolik, her kumar oynayan kumarbaz değil. Sorun kişide, pskolojik yapısında.
Zamanla, alkolde olduğu gibi, eroin, nikotin, gibi nesneler bedenimizde fizyolojik bağımlılığa neden olur. Alış verişe kimin müptela olup olmayacağının arkasındaysa binbir psikolojik neden var.
Alış veriş düşkünü kişiler alış veriş yapmadan duramaz. Bağımlıdırlar.
Alkolikler gibi bağımlılıklarını bir yığın açıklamayla perdeleyebilir, gizleyebilirler.
Son kertede onlar için alınan nesne değil, bizatihi alış veriş ihtiyaçtır.
Kapitalizmin büyük ölçüde başarısı, Sovyetler Birliği'nin bir çırpıda tek bir kurşun sıkılmadan çökmesi, toplum mühendislerinin yarattığı bu sahte ihtiyaç üzerine kurulu.

Amerikalıların milli kahvaltısı jambonlu yumurtanın milyonlarca insanın alışkanlığı olması, domuz çiftlikleri hesabına çalışan, halkla ilişkiler uzmanlığı dalının kurucusu bir adamın reklam kampanyası sonucu oldu. Alış veriş sade bireylerin değil toplumların da müptelalığına dönüşebilir.

Kapitalist ülkelerde çöplükler ihtiyacımız olmayan nesneler için milyonlarca zaman vakit ve nakit harcadığımızın kanıtı. Özellikle Noel vakti kapitalist ülkelerde insanlar birbirlerine hediye versin diye alış veriş pompalanır. Bu nedenle yeni ürünler icat edilir. Bir Noel'de New York'ta en popüler hediye bilmem kaç dolara Hiç Birşey Kutusu adı altında piyasaya sürülen, gerçekten de işe yaramayan boş bir kutuydu.

Toplumsal patolojiye dönüştü satın alma ihtiyacımız. Zenginle yoksulun arasındaki farkın açılması, ne yapacaklarını bilemeyecekler kadar çok para kazananların türemesiyle sırf pahalı diye piyasaya sürülen, sırf en pahalısı diye satın alınan ürünler var. Türümüzün geçmişinin en büyük zaman diliminin geçtiği, ihtiyacımızı gidermekle yetindiğimiz avcı toplayıcı günlerimizden Kullan- At toplumlarına geldik.

Panteizm gibi dinlerde her nesnenin ruhu olduğuna inanılırdı.

Hangi dinden olursak olalım bugün kapitalist düzende Tanrılarımız bezirganların hizmetinde.

En son hangi din adamını duydunuz "İhtiyacınla yetin, reklamcılara kanma" diyen?
Zevkime, keyfime ne karışıyorsun, özgür irademle istediğim zaman istediğimi almak
hakkım değil mi? diyerek kapitalist düzenin başarıyla yarattığı uyumlu kulu
olduğunuzu kanıtlamış olursunuz.

Sonuçta neden zevk aldığımızı düzen ve onun sözcüleri belirliyor. Bu düzende insan da, kullan ve at nesnesi













Diğer Yazılar ( Arşiv )






GENEL KÜLTÜR BİLGİ YARIŞMASI BÖLÜMÜ :

BİLGİ YARIŞMASI (Mynet)

BİLGİ YARIŞMASI (1 Milyon.com)

BİLGİ YARIŞMASI (Hürriyet)

BİLGİ YARIŞMASI (Biliyor musun)

BİLGİ YARIŞMASI (e-kolay)

DİĞER BAĞLANTILAR BÖLÜMÜ :

SESLİ GAZETE - Ümit ZİLELİ - Mustafa BALBAY
(Tatlıses Radyo - 08.35)

Türkçe Sözlük

Dikmen-Çankaya'da Hava Durumu

Ankara Üniversitesi Radyosu

ODTÜ Radyo

Bilgi Dosyası

GAZETELER :




AH TÜRKÇEM AH !...


































KİTAPLAR :

yasamayerlesmek.jpg

kitap_1.jpg

dirilis.jpg

so_ukbaris.jpg

Lee Oskar
















SİNEMA


Film Yorumları :

ozgurlukc_gl_g_.jpg

Filmin adı : ÖZGÜRLÜK ÇIĞLIĞI


Yönetmeni : Richard Attenborough
Oyuncular : Kevin Kline , Penelope Wilton , Denzel Washington
Yapım : İngiltere - 1987

Filmi izlerken hep Joan Baez'ın o ünlü protest şarkısını hatırladım...

Film 1970'li yıllarda Güney Afrika'da ırk ayrımına karşı mücadele veren efsanevi Stephen Biko'nun gerçek öyküsünü anlatıyor...Bir Richard Attenborough filmi olan Özgürlük Çığlığı, siyahi eylemci Biko ile beyaz gazeteci Donald Woods'un yakınlaşmaları ve Biko'nun hükümet güçleri tarafından öldürülmesiyle dostu gazetecinin onun mesajını tüm dünyaya duyurmak uğruna tehlike dolu mücadelesini anlatıyor.








yagmurdanonce.jpg

Filmin adı : YAĞMURDAN ÖNCE


Yönetmeni : Milcho Manchevski
Oyuncular : Rade Serbedzija, Labina Mitevska, Katrin Cartlidge, Gregoire Colin , Jay Villiers, Silvija Stojanovska , Josif Josifovski , Petar Mircevski
Yapım : Makedonya, Fransa, İngiltere, 1994

Filmde birbirini tamamlayan üç farklı öykü anlatılmaktadır.
Birinci bölümde Hristiyan bir genci öldürmekle suçlanan Arnavut genç kız Zamira'nın eski bir manastırda rahip Kiril tarafından saklanması işlenmektedir. İkinci bölüm ise Londra’da geçmektedir. İngiliz kadın fotoğraf editörü Anne ve Alexander'la olan ilişkisi anlatılmaktadır.
Son bölümde ise Makedon fotoğrafçı Alexander'ın yıllardır gitmediği ülkesine dönüşü ve Balkanlarda yaşanan korkunç bir savaş trajedisi gözler önüne serilmektedir...
Yağmurdan Önce'nin bir başka özelliği de Oscar adayı ilk Makedon filmi olmasıdır.







aaaa.jpg

Filmin adı : SAVAŞ TANRISI

Yönetmen : Andrew Niccol
Oyuncular Nicolas Cage, Bridget Moynahan, Jared Leto, Shake Tukhmanyan, Jean-Pierre Nshanian
Yapım : ABD - 2005


"Dünya kime miras kalacak biliyor musunuz ? Silah tacirlerine... Çünkü başka herkes birbirlerini öldürmekle meşgul."
Filmdeki en önemli son söz...
Savaş Tanrısı uluslararası silah ticaretini konu alan ibret dolu bir film.
Ayrıca, silah taciri Yuri Orlov ve onu yakalayan İnterpol ajanı ile yaptığı konuşmadan önemli bir bölüm...
"Günümüzde yaşayan ve kendilerine lider diyen en iğrenç ve acımasız insanlarla yakın ilişkilerim var... Ve dünyanın en büyük silah taciriyim ama büyük patron birleşik devletler başkanıdır. Kendisi benim bir yılda yaptığımdan fazla satışı bir günde yapar ve silah üstünde parmak izinin bulunmasının utanç verici olduğu ve silah satmanın hoş olmayacağı güçlere silah satarken benim gibi serbest çalışan kişilere ihti