dincerkaratepe.sitemynet.com
ANASAYFA
. . . . . . . .
. . . . . . . . . . .

.

cal_smayap_l_yor.gif

EMPERYALİZM GEMİSİNİN SU ALDIĞI GÜN


Dinçer Karatepe - ( 15 Nisan 2007 )



Dün hayatımın en mutlu günlerinden birini yaşadım...
Umutsuzluğa kapılanlardan değilim ve her zaman umutsuzluğun yok olmayla eş anlama geldiğini savunurum.
Fakat son zamanlarda bazı gözlemlerim ve yaşadığım birtakım olumsuzluklar nedeniyle yüreğim burkulmuş, büyük tedirginliklere düşmeye başlamıştım...

Ama Kuvayı Milliyecilerin torunları dün tarih yazdı !...

Dün Cumhuriyet tarihinin en görkemli mitingindeydim.

Dün Tandoğan meydanında;
Genciyle, yaşlısıyla,
kadınıyla, erkeğiyle,
kentlisiyle, köylüsüyle
solcusuyla, sağcısıyla
muhteşem bir topluluk vardı...

Aslında meydana sığamayan bu coşkulu topluluğun adına dünyanın her yerinde HALK denir !...

Dün Ankara'da, Tandoğan meydanında ülkenin her yerinden, hatta yurt dışından kopup gelen TÜRK HALKI vardı !...

Ellerde bayraklar ve Atatürk resimleri,
Dillerde müthiş sloganlar...


14 Nisan artık Türk halkının üzerindeki ölü toprağını silkelediği gündür...

14 Nisan sessiz çoğunluğun patlaması, DEVİN UYANIŞI'dır...

14 Nisan Cumhuriyet'e, laik düzene, TAM BAĞIMSIZLIĞA inananların şahlanışıdır !...

14 Nisan Atatürkçü bir ulusun küllerinden yeniden doğuşudur...


Dün halkın verdiği mesaj cumhurbaşkanlığı konusunun çok çok ötesindeydi...

Türk insanının ABD ve AB emperyalizmine ve onun içimizdeki işbirlikçilerine başkaldırısıdır !...


Evet, dün hayatımın en mutlu günlerinden birini yaşadım;

Sömürgenler, işbirlikçileri ve yandaş yığınlar karşısında hiç de azımsanmayacak yoğunlukta ulus gücünün olduğunu, Türk halkının ülkesine, cumhuriyet değerlerine ve ATATÜRK DEVRİMLERİNE sahip çıktığı görmek beni fazlasıyla mutlu etti.

Ve tüm coşkusuyla, o muhteşem insan seliyle

meydandaki o topluluk yalnızca buzdağının su üzerindeki görünümüdür, emperyalizm gemisini batırmayı bekleyen !...





































(17.06.2004)

ATATÜRKÇÜLER LÜTFEN NUTUK'U OKUYUN


Nutuk, Cumhuriyet Türkiye'sinin özgün tarihidir.
Atatürk kendi yaptığı tarihi gelecekteki nesillere tanıtabilmek, Cumhuriyetin kuruluşundaki ana fikrin ne olduğunu ve geçmişi nasıl değerlendirdiğini anlatmak maksadıyla bu yazıtı kaleme almıştır.

Nutuk, Bağımsızlık Savaşımızın, Cumhuriyetimizin kuruluşunun ve Atatürk Devrimlerinin Atatürk'ün kendisi tarafından anlatıldığı çok değerli bir kaynaktır.


Büyük önderimiz olan Mustafa Kemal'in sayesinde Türk milleti yok olmaktan kurtulmuştur. Ulus olarak her şeyimizi borçlu olduğumuz bu yüce kişinin nasıl çağdaş ve milli bir devlet yarattığının belgesidir Nutuk.

Mustafa Kemal'in bir yandan dış düşmanlara karşı koyarken bir yandan da içerideki ihanet çetelerine ve padişaha karşı verdiği mücadelenin anlatımıdır Nutuk.

Kendisini ulusuna adamış büyük bir komutan, devrimci bir lider ve ufkun ötesini gören bir devlet adamı olan Atatürk'ün Türk ulusunun gelecek nesillerine uyarılarda bulunmak amacıyla yazdığı, o zor günlerde yaşananların aktarımıdır Nutuk.

Ayrıca; Önderimizin milli mücadeleye beraber başladığı, ancak algılama sınırları biten, ufukları tükenen yakın arkadaşlarının şaşılacak nankörlüklerini de anlatır Nutuk.
Söz konusu kişiler bir süre sonra Cumhuriyetin ve Devrimlerin gelişmesinden rahatsız olmuşlar ve Atatürk'e karşı direnişe geçerek cephe oluşturmuşlardır. Daha da ileri giderek Cumhuriyeti yıkmak üzere komplolar hazırlamışlar ve yüce Atatürk'ün İzmir'de canına kıyma girişimine kadar varan düşmanlıklarda bulunmuşlardır.

Günümüzde pek hatırlanamayan bu husus çok önemlidir ve üzerinde durulmalıdır, çünkü bu kişiler ve bunların izinden gidenler daha sonra karşıdevrimi yönlendirmişlerdir.
Atatürk Nutuk'ta bu ihanet cephesini ısrarla vurgulayarak Türk halkının gözleri önünde açığa çıkarmaktadır.

Nutuk'un bir başka özelliği de; günümüzde çok sık karşılaştığımız bezgin, umutsuz ve çaresiz insanların içine ümit serpecek örnek çözümler üretmesidir.


Bugünün Türkiye'si de 1919'un Türkiye'sine benzer sorunlarla boğuşuyorsa, bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye için yeniden mücadele vermek gerekiyorsa, başarılı olmak için tarihimizdeki o büyük kurtarıcıyı ve onun düşüncelerini örnek almalıyız.

Atatürk'ü doğru anlamak;
Cumhuriyet tarihimizi bilmek;
Ve bu gün yaşadığımız bir çok sorunun çözüm yolunu bulabilmek için ilk adım Nutuk'u okumaktır.


Karamsarlığa düştüğünüzde tekrar tekrar Nutuk'u okuyun bakın nasıl moraliniz düzelecek, içinizi bir sevinç kaplayacak ve geleceğe ümitle bakar hale geleceksiniz...





.....................................






BU KADARI DA ANCAK KAMERA ŞAKALARINDA OLUR !...

(İzmir İktisat Kongresi Üzerine Birkaç Söz)


Sonunda bu da oldu ! Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi'nin adı değiştirildi...
İzmir'de yapılacak olan bu toplantının adından İzmir çıkarıldı.
Durun daha bitmedi,

Kongreye IMF'nin ve Dünya Bankasının adamları da davet
edilmiş (!)
Ne diyelim ?
Vatana millete hayırlı olsun...


İzmir İktisat Kongresi'nin temel amacı, ekonomik bağımsızlığımızı sağlayacak alternatiflerin ortaya konulması idi.

Milletimiz yüce önderi sayesinde düşman ordularını yenmişti ancak tam bağımsızlık için ekonominin de gözardı edilmemesi gerekiyordu.
Atatürk askeri ve siyasi bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla taçlandırılırsa korunabilir" diyerek bundan sonra mücadelenin ekonomik cephede gerçekleştirileceğinin altını çizmişti.
Ve 17 Şubat 1923 günü İzmir'de toplanan Kongre, 1135 kişinin katılımı ile 15 gün süresince devam etmiştir.
Ülkenin içinde bulunduğu olumsuz tabloyu değiştirebilmek için köklü birtakım önlemler alınmalıydı. Bunun için de devletin ekonomik hayata müdahale etmesi gerekiyordu.
Kongreden çıkan sonuca göre devlet ekonomide bir lokomotif görevi üstlenmeliydi.
İşte Atatürk'ün "devletçilik" olarak tanımladığı bu politika, kıt kaynakların etkin bir şekilde kullanılması amacı ile, devletin yatırım ve işletmecilik yapması demekti.

Türkiye Cumhuriyeti, uyguladığı devletçilik politikası ile;

1930 yılına kadar, Rusya ve Japonya'nın ardından dünyanın en hızlı kalkınan 3. ülkesi durumuna gelmiştir.

Bu sayede, milli gelirimiz, 1927 yılına oranla 1939'da iki katına yaklaşmıştır.

1929-39 yılları arasında dünyada sanayi üretimi %19 artarken, Türkiye'de sanayi üretimi artışı %96 olmuştur.

Türk ekonomisi dünyanın en büyük 16. ekonomisi olmayı başarmıştır.


Bu başarı; Atatürk'ün akılcı ve ulusalcı görüşlerinin bir eseridir.
Ölümünden kısa bir süre sonra Atatürk'ün devletçi, planlı ekonomi anlayışı terk edildi.
Günümüzde ise ekonomimiz IMF ve Dünya Bankasının yörüngesinde.


Şimdi gelelim bu yıl İzmir'de düzenlenecek ama adı İzmir olmayan İktisat Kongresine, bu kongrede yani Bağımsız Türkiye'nin İktisat Kongresinde IMF ve dünya bankasının görevlileri konuşurken Atatürk'ün kemikleri sızlamayacak mı ?




.....................................





İNADINA 19 MAYIS

Sabancı Üniversitesinden iki genç 19 Mayıs törenlerini eleştiriyor ve törenleri otoriter devlet zihniyetinin yansıması olarak gördüklerini açıklayıp kampanya başlatıyorlar. Birtakım siyasilerimiz ise kutlamaların içeriksiz ve kaynak israfına yol açan etkinlikler olduğunu beyan ederek bu gençlere destek veriyor.

Bu arada dinci basın boş durur mu? 19 Mayıs kutlamasının anlamsızlığı vurgulanarak "Açana her gün bayram", "Resmi ideolojinin hukuk anlayışında açılmaya sınır yok, örtünmek ise yasak" Şeklinde gazete başlıkları ile zihniyetlerini açıkça ortaya koyuyorlar.

Daha ılımlılardan 19 Mayıs'ı statlardan kurtaralım sesleri yükseliyor ve malum senaryo oynanıyor.
Törenlerin tek düzeliği falan bahane.

Aslında amaç statlardan değil 19 Mayıs ruhundan kurtulmak, Atatürk ilke ve devrimlerini aşındırmak.

Ümmetçi dünya görüşüne sahip çevreler ile mandacılar Cumhuriyet coşkusunu, bağımsızlık heyecanını ve Atatürk sevgisini hatırlatan, ulusal bilinci geliştiren bu tür kutlamalara hep karşı olmuşlardır.
Ellerinden gelse değil 19 Mayıs, Atatürk'ün adının bile anılmamasını isterler.
Ortada çok net bir görüntü var.
Ümmetçiler ile mandacılar birlik olup sistemli bir şekilde bütün ulusal değerlerimizin eritilip yok edilme sürecini başlatmaya çalışmaktadırlar.

Milletimiz büyük bir tehditle karşı karşıyadır.
Bu işin şakası yoktur.

Artık bu gerçeklerin görülmesi ve Cumhuriyet'in kazanımlarına sahip çıkan herkesin bu düşman cepheye karşı durmak üzere Atatürkçü saflarda yer alması gerekmektedir.

Ve...

İnadına 19 Mayıs !...
Çünkü,
19 Mayıs ulusal tarihimizde önemli bir dönüm noktasıdır.
19 Mayıs emperyalizme karşı oluşun adıdır.
19 Mayıs1919 bir devrimin ilk adımının, Cumhuriyetimizin ise temelinin atıldığı gündür.


Bu törenler, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının her türlü zorluğu, ölümü bile göze alarak yaptıkları kurtuluş mücadelesinin sonrasında tam bağımsız bir devletin kurulmasının önemini vurgulamak ve bu kahramanlara minnettarlığımızı belirtmek için gereklidir.

Çekilen sıkıntıların bilinmesi, bu uğurda can verenlerin anılarının yaşatılması için gereklidir.

Bağımsızlığımızı, devrimlerimizi ve Cumhuriyetimizi ulusça korumaya kararlılığımızın göstergesi olduğu için gereklidir.
Ayrıca,
Bu törenler, dosta güven, düşmana korku vermenin de ifadesidir.

Ve belli ki düşmanlar korkmuşlardır !...

19 Mayıs coşkusunu söndürmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.



..................


Yıldız Teknik Üniversitesinde yaşananlar Türk gençliği ve toplumumuz adına üzüntü vericidir. Üniversiteler dövüşün,kavganın değil bilimsel araştırmaların ve fikir tartışmalarının yapılacağı kültür merkezleridir.
Çok hassas bir dönemden geçmekteyiz. Laiklik karşıtlarının ve mandacı zihniyetin ihanetlerini yaygınlaştırdıkları şu günlerde Mustafa Kemalin Türkiyesinde öğrencilerimizin Kemalist saflarda birlik ve dayanışmadan yana tavır almaları gerekirken çatışma ortamı içinde olmaları, kavgacı bir tavıra sürüklenmeleri üniversite gençliğine hiç de uygun bir davranış değildir.
Atatürk, gençliğe güvenmekte ve inanmaktaydı. Bu güvenin ve inancın neticesi olarak onlara bir takım vazife ve sorumluluklar da yüklemiştir;
Atatürkün gençliğine akıl ve bilimin rehberliğinde uygarca fikir tartışması vermek yaraşır.
Sebep ne olursa olsun gençlerimizin birbirleriyle mücadelesi çatışma boyutuna gelmemelidir.
Bilimsel anlamda ve düşünce bazında rekabet öne çıkarılmalı, kaba kuvvetle hiçbir yere varılamayacağı anlaşılmalıdır.
Özgür fikir çatışması ortamının da Atatürkün yarattığı bağımsız, laik, demokratik Türkiyede mümkün olabileceği kesinlikle unutulmamalıdır.
Televizyonların ve basının olayı yansıtma biçimine bakacak olursak o da ayrı bir üzüntü konusudur; Atatürkçüler çatıştı, Saddamcı Atatürkçüler şeklinde başlıklar atılması, yazılanların maksatlı ve hedef saptırmaya yönelik olduğu izlenimini vermektedir.
Bu tür yazılarla tüm Atatürkçüler töhmet altında bırakılarak Kemalistlerin toplum önündeki bilinen saygınlığına gölge düşürmeye çalışılmaktadır.
Kemalist düşüncede olanları ellerinde somut kanıt olmadan hiç kimsenin suçlamaya hakkı yoktur !...

Kemalistler, Atatürkün devrim ve ilkelerinin karşısındaki akımlarla yasal çerçeve içinde düşün mücadelesi yapar. Taş,sopa,bıçak ve satırlarla dövüşmez !...

Atatürk Düşüncesine gönül verenleri üzen, Kemalist gençlerimizi hiç de hak etmedikleri şekilde şiddet yanlısı gibi göstermeye çalışan ve toplumu yanıltmaya yönelik bu tür haberleri esefle kınıyorum.



.....................................






Ülkemiz tarihinin en ağır bunalımını yaşamaktadır.

Mustafa Kemal'in devrimleri tehdit altındadır...

Türkiye'de karşıdevrimcilerin topluma egemen olma çabalarının giderek hızlandığı şu günlerde irtica en üst seviyelere ulaşmıştır.
Gerici güçler inanç konusunda her geçen gün daha çok insanı aldatıp kışkırtmakta ve dinsel duyguları körükleyerek halkı bölmeye çalışmaktadırlar.

Laiklik artarak sürdürülen saldırılarla karşı karşıyadır.
Devrimin ve Atatürk ilkelerinin karşısında olmak; Türkiye düşmanı 'mandacı' güçlerle aynı saflarda yer almak, gönüllü emperyalizm uşaklığı yapmak bu gün artık moda haline gelmiştir...
Cumhuriyetimiz laiklik karşıtlarının ve mandacıların açıkça belirginleşen bir ihanet çemberiyle kuşatılmaktadır.
Vatanını seven herkesin, bir an önce Atatürkçü saflarda yer alması lazımdır!
Bu defa tehdit çok ciddi boyuttadır.
İrtica ile savaş her şeyden önce bir varoluş mücadelesidir.

Bunun için planlı, programlı ve örgütlü bir mücadele şarttır.

Günümüzde kaybedilmiş mevzileri yeniden ele geçirebilmek için siyasi duruşu
ne olursa olsun; ulusalcı düşünen, tam bağımsızlıktan ve laiklikten yana olan herkesin ortak adresi ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE olmalıdır...



.............................








GELİBOLU FİLMİ ÜZERİNE

Bugün bir film izledim (Gelibolu) ve sanki yüreğim kanadı.

Film Çanakkale Savaşı üzerine, ama farklı bir açıdan ele alınmıştı.

Yönetmeni Türk olmasına karşın olaylar düşman askerlerinin gözüyle anlatılıyordu.
Filmde emperyalizmin vahşet saçan saldırgan neferleri masum insanlar olarak gösterilirken Türk askerinin haklı direnişi ve büyük kahramanlığının altı bir türlü çizilmiyordu...

Anzak askerleri, İngiliz subayları sıkça ve duygusal bir biçimde anılırken Çanakkale zaferinin eşsiz komutanı Mustafa Kemal'e çok az yer verilmişti.

Büyük bir utku kazandığımız Çanakkale Savaşı sanki küçümseniyor gibiydi...
Şehit olan Türk gençleri için ağıt yakmak yerine, elleri kanlı düşman askerleri hoş gösteriliyordu.

Son söz olarak şunu belirtmek istiyorum; Çanakkale Savaşının ana teması emperyalizme karşı direniştir.

Katil İngiliz ve Anzak neferlerinin acıklı öyküsü değil...!

(31.03.2005)


.................................












































































Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak....

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;

Gördüğünü hissedebilmeli!

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...

Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!

Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların;

Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların.. .

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...

Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere.. .
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!

Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;

Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!




TÜRK MİLLETİNİN HER FERDİ İÇİN
ARTIK
ATATÜRK OLMA VAKTİ

GELMİŞTİR !...